Delikanlı da koyulmuş kervanın ardı sıra. Güzelin babası da hemen yanıbaşında, çeşmeye gidiyorum diye kaçıvermiş ve orada kısacık bir sürede susarak her şeyi konuşmuşlar. Sessizlik duyan için her şeyi söylemektir.
En son ayrılırlarken Güzellik demiş ki Aşığa, "kervanımız gidip de bir yerde karar kılınca sana mektup yazıcam nerde olduğumuzu bildireceğim ve bana geleceksin vuslata ereceğiz. Mektubu ayağında yeşil kuşaklı bir güvercin ile göndericem. Benden haber bekle, Aşk'ımıza zeval verme, ve ne olursa olsun sakın beni terketme, Aşkın narı ile bekliyorum. Sözüm ölüm kadar gerçektir." Delikanlı da demiş ki, "Artık bana bir güzel sabretmek düşer. Gece gündüz ve seher vakti Aşkın nağmeleriyle haberini bekleyeceğim."
Aşıkların feryadı bütün yürekleri dağlar, hastalara şifa olur. Bizim aşığın namı da gel zaman git zaman her yerde duyulmuş. Ama işte cilve orada ki, sadece temiz yürekliler yok bu toprak üstünde, yaşlı ketum bir büyücü de duymuş bu aşkı ve o an haset ile ellerini ısırmış. İşin tamamını öğrenince bir oyun hazırlamış aşığa. Bir mektup yazıp ve güvercin ile göndermiş. Aşık mektubu görünce heyecanla bakar ki kuşun ayağında yeşil halka yok, bu benim yarimden değil der ama yine de okur:
"Ey güzel sevgilim, nevcivanım...
Kervanımız yolda az kaldı bekle beni,
seni çok seviyorum
aşkınla yanıyorum"
öyle seviyorum böyle seviyorum diye iltifatlar dolu bir mektup yazmış.
Aşık bir yandan verilen sözü hatırlayıp bir yandan da iltifatların etkisiyle sarhoş olmuş adeta kendinden geçmiş. Bir yandan kabullenmek istemez çünkü maşuk öyle bir maşuk ki sözü ölümden daha gerçektir, bir yandan da inanmak ister. İşte hakk ile batılı ayıracak olan edebin timsali zülfikardır. Kim Ali gibi bilekle sarılırsa edebine bütün oyunları tuzakları kırar geçer. Ama bizim Aşık sarhoşlukla ve hasret çektiği seviglinin düşüyle sendeledi. Mektuba inanamadıysa da yırtıp atamamış da... Aradan bir zaman daha geçince yine iltifatlarla ve türlü süslü sözlerle aşığı sarhoş eden bir mektup daha gelmiş.
"Ey yakışıklım, güçlü cengaverim...
Hasretimle yanıp tutuşuyorum
....
..."
Bu mektubu da okuyunca Aşık hepten kendinden geçip dayanamayıp cevap yazmış... Ardından bir mektup daha, bir tane daha... Bir zaman sonra Aşığın aklına artık hiç kuşun ayağındaki yeşil halka gelmez olmuş. Sürekli mektuplaşmaktalar ve sevda sözleri söyleşiyorlarmış, tam inanamasa da bu mektuplar gönlünde yer etmiş.
Cadı aşığı iyice tava getirdikten sonra başlamış bu sefer kötü kelamlar yazmaya. Aşığı artık sevmediğini ondan sıkıldığından başka sevgililer olduğundan ve canını delecek ne varsa onlardan bahsetmiş. Öyle ki bizim Aşık sürekli sürekli sürekli ağlar olmuş. Halbuki gözgöze geldiklerinde her şey ne kadar ayandı. Öyle bir harabata dönmüş ki üzüntüsünden, saçı sakalı birbirine girmiş meyhanelerde sokaklarda, her gören haline acıyıp ah vah etmiş.
Günler yıllar böylece geçip gitmiş...
Aradan uzun bir süre geçtikten sonra bir gün çöplüğe dönen evin yolunu tutmuş, girip bir bakmış ki pencerede yine bir güvercin. Kovalamak isteyip üzerine atladıysa da tam yeltencekken ayağında yeşil halkayı görüp donakalmış, o an heyecandan kalbi duracak gibi olmuş. Hızla mektubu açıp okumuş:
"Ey güzel sevgili, Aşığım
İşte buradayım!
Sonunda kervan bir yerde karar kıldı, varacağın menzil yazıldı.
Hepsinden haberim var, ve seni bağışlıyorum.
Haydi temizlen ve bana gel...
Seni bekliyorum."
ERHAN FIRAT

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder